lütfen dua dua dua

   
 
Geçtiğimiz birkaç hafta boyunca tüm dünya İsrail yönetiminin savunmasız Filistin halkına karşı yürüttüğü insanlık dışı katliamı konuştu. Gazetelerde, televizyonlarda, siyasi çevrelerde yıllardır devam eden bu çatışmanın nedenleri tartışıldı ve herkes kendi değerlendirmeleri ışığında çözümler üretti. Özellikle de İsrail devletinin Filistin halkına karşı gerçek mermilerle, daha sonra da füzelerle, tankla ve ağır silahlarla saldırması Müslüman ülkeler başta olmak üzere tüm dünyada çok büyük bir tepkiyle karşılandı. Henüz çocuk yaştaki gençlerin İsrail askerleri tarafından büyük bir soğukkanlılıkla, adeta bir kurşun yağmuruna tutularak katledilmeleri tüm dünyada protestolarla karşılık buldu. Ancak yapılan tüm tartışmalar, yazılan yazılar, protestolar İsrail'in yıllardır devam eden şiddet yanlısı politikasını bir kez daha tespit etmekten öteye gidemedi.
 
Bugün Filistin'de yaşayan çocuklar ve gençler işgal altında doğmuş, işgal altında büyümüş, işgal altında eğitilmiş gençlerdir. Hiçbiri barışı, huzuru, güvenliği tatmamıştır. Herbirinin ailesinden, arkadaşlarından, komşularından, akrabalarından İsrail silahlarına hedef olmuş çocuklar, kadınlar, yaşlılar bulunmaktadır. Bu gençler, yıllardır süregelen insanlık dışı bir savaşın, vahşi bir zulmün mağdurlarıdırlar. Şu an konunun uzmanları tarafından Arap kamuoyu ve Filistin'in içinde bulunduğu durum hakkında yapılan tahliller de bizi hep aynı sonuca götürmektedir: İsrail'in çok ciddi bir politika değişikliği yaparak temel ideolojik saplantılarından vazgeçmesi ve işgal ettiği topraklardan çekilmesi, her iki tarafın da din ahlakının gereği olan uzlaşmacı, barışsever, itidalli bir yaklaşım içinde olmaları Ortadoğu barışının tesis edilebilmesi için olmazsa olmaz koşullardır.
 
Müslümanlar olarak bizim temennimiz, her iki tarafın da öfkesinin ve nefretinin dinmesi, akan kanların durması ve Ortadoğu'ya barış gelmesidir. İsraillilerin masum insanları vurmasına da, bazı radikal Filistinlilerin teröre başvurarak masum İsraillileri bombalamasına da karşıyız.
 
Bizce bu çatışmaların sona ermesinin ve Ortadoğu'ya gerçek bir barış gelmesinin en önemli şartı, her iki tarafın da kendi inançlarını samimi ve doğru bir şekilde anlaması ve uygulamasıdır. Çünkü İsrail-Filistin çatışması, Yahudiler ve Müslümanlar arasındaki bir "din savaşı" kimliğine büründürülmeye çalışılmaktadır. Oysa böyle bir din savaşının yaşanması için hiçbir neden yoktur. Yahudiler ve Müslümanlar, aynı şekilde Allah'a inanan, aynı peygamberleri seven ve sayan, aynı ahlaki prensiplere sahip olan insanlardır. Birbirlerine düşman değildirler; aksine ateizmin ve din düşmanlığının yaygın olduğu bir dünyada birbirlerinin müttefikidirleridir
 
Bir Müslüman tüm hayatını Allah'ın Kuran'da emrettiği ahlak üzerine kurmalıdır. Günlük hayatında, ticaret sırasında, bir iş üzerindeyken ya da insanlarla ilişkilerinde nasıl adaletli, hakkaniyetli davranıyorsa, savaşta, savunma sırasında ya da topraklarından sürüldüğü zaman da aynı ahlakı göstermelidir. Yine tevekküllü olmalı, adaleti ayakta tutmalı, Allah'ın emir ve tavsiyelerine titizlikle uymalıdır. Bilindiği gibi İslam kelimesi, Arapçada 'barış' kelimesiyle aynı anlama gelmektedir. Kuran ayetlerinde insanlar, yeryüzünde hoşgörünün ve barışın yaşanabileceği model olarak İslam ahlakına çağırılmaktadır. Allah, insanlar arasında hiçbir ayrım yapmadan adaletle hükmetmeyi, insanların hakkını korumayı, zulme asla rıza göstermemeyi, zalime karşı mazlumdan yana tavır almayı, ihtiyaç içinde olanlara yardım eli uzatmayı emretmektedir. Bu adalet, bir karar vermek gerektiğinde her iki tarafın da hakkını korumayı, olayları çok yönlü değerlendirmeyi, ön yargısız düşünmeyi, tarafsızlığı, hakkaniyeti, dürüstlüğü, hoşgörüyü, merhameti ve şefkati gerektirmektedir.
 
"Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever." (Mümtehine Suresi, 8

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !